18 Mart 1915-9 Ocak 1916 tarihleri arasında cereyan eden Çanakkale Savaşları, Türk kahramanlığının anıtlaşmış örneklerinden birisidir. Osmanlı İmparatorluğu'nu safdışı bırakmak, Rusya'ya yardımda bulunmak ve Balkan ülkelerini kendi taraflarında savaşa sokmak üzere zamanın en modern silahlarıyla donatılmış ve dünyanın dört bir tarafından gelen askerlerden oluşan birleşik bir filo, Türk Boğazlarını önce deniz yoluyla geçmeye çalışmıştır. Deniz yoluyla amacına ulaşamayacağını anlayan bu güçler, 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası'na bir kara harekatı başlatmışlardır. Yarımada'nın kıyılarında ve sarp yamaçlarında mertçe ve kahramanca çarpışılmış, yüzbinlerce genç yaşamını yitirmiştir. Ağır bir yenilgiye uğratılan yabancı askerler Gelibolu Yarımadası'ndan geri çekilmek zorunda bırakılmıştır.
Türkler için bir ölüm-kalım savaşı olan Çanakkale Savaşları'nın tarihimizde mümtaz bir yeri bulunmaktadır.
"Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar;
Burada bir dost ülkenin topraklarındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Siz Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar: Göz yaşlarınızı dindiriniz.
Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim de evlatlarımız olmuşlardır."
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Gelibolu Savaşların'da hayatlarını kaybeden ve Anzaklar olarak bilinen Avustralya ile Yeni Zelanda askerleri hakkında 68 yıl önce bu sözleri sarfetmiştir.
Tarihteki diğer savaşlardan farklı olarak Çanakkale Savaşları savaşan taraflar arasında zaman içinde sağlam ve kalıcı bir dostluk kurulmasına yol açmıştır. Avustralya ve Yeni Zelanda açısından başarısızlıkla sonuçlanan ve binlerce gencinin yaşamını yitirdiği Gelibolu çıkartmasının başladığı 25 Nisan tarihi bu ülkelerde her yıl artan bir ilgiyle kutlanmaktadır. Bu tarih, Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar tarafından Ulusal Anzak Günü ilan edilmiştir. Çanakkale Savaşları Avustralya ve Yeni Zelanda'nın milli kimliklerinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır.
Bu nedenledir ki, Çanakkale Savaşları, tarihimizde olduğu kadar, Avustralya ve Yeni Zelanda halklarının tarihlerinde de bir dönüm noktası oluşturmaktadır.
Her yıl 25 Nisan tarihinde Çanakkale'nin Anzak Koyu'nda Çanakkale Savaşlarını anma törenleri düzenlenmektedir. Avustralya ve Yeni Zelanda başta olmak üzere İngiltere, Fransa, Kanada, İrlanda, Hindistan, Pakistan ve hatta Almaya'nın da büyük önem atfettiği bu törenlerin bu yıl 87'ncisi düzenlenmiştir. Törenlere, hemen her sefer olduğu gibi bu yılda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan üst düzey katılım olmuştur. Binlerce turistin izlediği törenlere, Avustralya Genel Valisi Peter Hollingworth, Avustralya Başbakan Yardımcısı John Anderson, Avustralya Deniz Kuvvetleri Komutanı David Shackleton, Avustralyalı bazı parlamenterler ile Yeni Zelanda Çevre Koruma Bakanı Sandra Lee de katılmışlardır. Birbirlerine uzak coğrafyalarda yaşayan Türkler ve Anzakların savaş koşullarında dahi centilmence başlayan ilk karşılaşmaları, bugün karşılıklı saygıya dayanan bir dostluk bağına dönüşmüştür. Bu bağ Türkiye'nin Avustralya ve Yeni Zelanda'yla ilişkilerinin her alanda daha da ileri düzeylere çıkartılması ve derinleştirilmesi için sağlam bir temel oluşturmaktadır. Bugün, bu dostluk temeli ikili ilişkilerin karşılıklı sevgi ve güven duyguları içinde geliştirilmesini olanaklı kılmaktadır. Çanakkale Savaşları'nın günümüzde vurgulanması gereken en önemli özelliği, Türkler ve Anzakların son derece olumsuz koşullarda başlayan ilk karşılaşmaları ve verilen yüzbinlerce kayba rağmen, birbirlerine karşı nefret ya da düşmanlık duymamalıdır. Şiddet, kan ve acı dolu onca güne rağmen, Türkler ve Anzaklar arasında Savaş içinde başlayan, takdir ve saygıya dayalı olumlu duygular gelişmiş bulunmaktadır. Aylar süren hazırlıklardan sonra Müttefik Donanması 18 mart 1915 günü Çanakkale Boğazını geçmek için büyük bir deniz harekatına girişti ve başarısız oldu. Biz bu günü Çanakkale Şehitleri Anma günü olarak kutluyoruz. Hemen hitamında Boğaz yolunu denizden açamayacağını anlayan ihtilaf devletleri, Gelibolu yarımadasını işgal ederek top bataryalarımızı susturmak, mayınlarımızı temizlemek maksadıyla büyük bir çıkarmanın hazırlığına başladı ve 25 Nisan 1915 sabahı 2’si Arıburnu bölgesinden, 5’i Sedülbahir bölgesinden olmak üzere, toplam 7 koldan çıkartma yaptı. İşte bu gün, Avustralya ve Yeni Zelanda’lılar tarafından Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri) Günü olarak kutlanmaktadır.
Savaşın nihai galibi tabi ki Türklerdir. İhtilaf devletlerinin çıkarma yapmaktaki amacı, Gelibolu yarımadasını işgal etmek ve donanmalarını Marmara’ya güvenle sokmaktı. Bu amaçlarına ulaşamadılar. Çıkmayı ve tutunmayı başardıkları yaklaşık 1 km.lik kıyı şeridinde 8.5 ay savaştılar, onbinlerce kayıp verdiler ve çekildiler.
Böyle bir mağlubiyetin kutlanmasındaki amaç ne, diye düşünebilirsiniz.
Başlangıç çıkarmasının bir başarı addedilip, addedilmeyeceği tarihçiler, savaş stratejistleri ve konunun uzmanları tarafından çok tartışılmış ve çeşitli değerlendirilmeler yapılmıştır. Ama esas olan şudur ki, Anzak Günü, bir zafer günü kutlaması değildir. Anzak günü, Avustralya ve Yeni Zelanda uluslarının İngiltere güdümünde girdikleri bu savaşa ait, hiç tanımadıkları Anadolu topraklarında verdikleri canlar için, “neden” ve “niçin” sorularını kendilerine sordukları, ulusal bilinç kıvılcımını yaktıkları ilk günün kutlanmasıdır. Toprakları için savaşan Mehmetçiğin karşısında, Atatürk’ün ifadesiyle, mertçe savaşmışlar, yenilmişler, fakat, bir millet, bir ulus olmanın bilincine kavuşmuşlardır. İşte kutlanan budur...
Savaş sırasında anavatanını savunan Mehmetçik karşısında, henüz vatan kavramının ne anlama geldiğini bilmeyen Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri, çok kısa bir süre sonra karşısındaki Mehmetçiğin haklı savaşının farkına vardı ve ondan hiç bir zaman nefret etmedi, kin duymadı. Aynı şekilde, Mehmetçik de karşısındaki ANZAK askerinin zavallılığını hissetmişti. Onlar İngiltere’nin politik emellerinin birer kurbanıydı. İşte bu duygular, savaşa taraf uluslar arasında, dünyanın en kanlı muharebelerinden birinde gırtlak gırtlağa savaşmış olmalarına rağmen, köklü bir dostluğun kurulmasını sağlamıştır.
Bu savaş, Erol Mütercimler’in deyişiyle, “Gündüz birbirlerine kurşun sıkıp, gece kıt aşları ile mataralarındaki suyun son damlasını paylaşan, karşılıklı siperlerden çikolata, sigara, meyve değiş tokuş eden”, yaralı düşman askerlerini sırtlayıp, karşı cepheye taşıyan; yaralıya, hastaya kurşun sıkmayan, kaybettikleri arkadaşlarına omuz omuza mezar kazan, düşmanken dost olan ulusların savaşıdır... “belki de bu, dünyanın hiç bir yerinde görülmemiş ve görülmeyecek “ bir istisna savaştır... Bu savaş, Çanakkale Savaşıdır...”
1934 yılında, ki savaşın üstünden henüz 19 yıl geçmiştir ve savaştan dönenlerin hemen hemen tamamı sağdır. Anma günü nedeniyle o günün İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Çanakkale’de bir konuşma yapacaktır. Konuşma metni bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanır. İşte bu, Çanakkale Şehitlerine, Çanakkale’de evlatlarını kaybetmiş bütün uluslara hitaben kaleme alınmış o ünlü konuşmadır.
“Burada yatan aziz şehitlerimiz! Sizi hürmetle, saygıyla anıyoruz. Burada rahat ve huzur içinde yatınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere siper etmeseydiniz, bu boğaz aşılır, İstanbul işgal edilir, vatan toprakları istilaya uğrardı...
Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuştur... “
İşte bu konuşma dünya basınında geniş yer bulmuş, çok olumlu tepkiler almış ve uluslar arasındaki dostluğun pekişmesine vesile olmuştur.
Bu gün, Melburn Müzesinin en müstesna köşesinde 57. Piyade Alay sancağı sergilenmekte olup, altındaki plakette şunlar yazılıdır.
"Bu alay sancağı , Gelibolu savaş alanından getirilmiş , ama esir edilememiştir. Çünkü , Türk ordusunun milli geleneklerine göre , bir alayın sancağı , alayın son eri esir edilmeden teslim alınamaz. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalında asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk alay sancağını selamlamadan geçmeyin"
Genel Kurmay Başkanlığı söz konusu sancağın 57. alaya ait olup olmadığını doğrulamamaktadır. Ama bunun ne önemi vardır? Sancağımız dost bir milletin emaneti altındadır. Onlar da bize onbinlerce evladını emanet etmiştir. Her iki ulusun emanetlerine yeterince saygı gösterip, sonsuza kadar sahip çıkacaklarından şüphemiz yoktur…
|